fbpx

Gelişen Savunma Sanayisinde Kadının Yeri

Son zamanlarda ABD, Rusya ve Çin’in askeri tanıtım videoları kadınlara verdikleri farklı konumlar nedeniyle gündeme oturdu. Dünyanın her yerinde hızla gelişen teknoloji, savunma endüstrisinde de etkisini göstererek günümüz koşullarında istisnasız her ülke için vazgeçilmez bir saha olarak kendini var etmekte. Bu kapsamda, cinsiyet kimliği fark etmeksizin, sahaya katkı sunmayı amaçlayan herkesin engellere takılmadan birikimlerini paylaşabilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bu endüstrinin gelişmek ve topluma yararlı bir konuma gelmek için kadınlara ihtiyacının olduğu bu dönemde, kadının bu tartışmadaki yerini NATO’nun 2021 tarihi “Silahlı Kuvvetlerde Kadın” final raporundan yola çıkarak analiz etmek istedik. Sizleri son yazımızı okumaya davet ediyoruz!

Gelişen Savunma Sanayisinde Kadının Yeri

Küresel krizlerden etkilenmeden varlığını sürdüren savunma sanayi, son zamanlarda en büyük gelişimini gösteriyor. Covid-19 küresel salgınına rağmen, jeopolitik krizlerin artması ile dünyanın dört bir yanındaki ülkeler askeri güçlerini sağlamlaştırmak için savunma sanayine yatırım yapmaya devam ediyor. Türkiye ise diğer ülkelere kıyasla oldukça iyi bir konumda bulunuyor. Savunma Bakanlığının açıklamalarına göre dünyanın ilk 100 savunma şirketininin 7’si Türk. Bu kadar hızlı gelişen ve ilerleyen bir sektörde akıllara kadının yerinin ne olduğu sorusu geliyor.

Kadınların profesyonel yaşamın birçok alanına tam ve eşit bir şekilde entegrasyonu hala devam eden bir çalışmadır. Bu konuyla ilgili tartışmalarda belirli çalışma alanları ya da endüstrilerin bahsi daha sık geçerken, silahlı kuvvetler gibi alanlar ne yazık ki unutulmuş durumda.

KızBaşına’da aktif olarak kadınların eşitlik mücadelelerinin farklı yönlerine odaklanmayı seçerken, gerçekleştirdiğimiz projelerle elimizden geldiğince farkındalık yaratmak için çalışıyoruz. Türkiye ve Dünya gelişmiş, iş yerinde eşitliğin arandığı bir savunma sektörüne doğru ilerliyor, savunma sanayisinin önemi artıyor. Bu nedenle, kadının bu tartışmadaki yerini ve eşitliğin önündeki engelleri incelemeye karar verdik.

1. Savunma sanayide kadının yeri

Temel sayılara ve yüzdelere bakıldığında gerek Avrupa Birliği ülkelerinde gerek ABD’de gerekse NATO’da kadın çalışan yüzdesi (2018 yılı itibariyle) %30’u geçmezken, bazı ülkelerde ise bu oran %10’a bile yaklaşmıyor. Türkiye’de ise; Savunma Sanayi Başkanlığı kadın çalışan oranının neredeyse %40’lara ulaştığını açıklarken, yönetici kadrosunun tamamının erkek üyelerden oluştuğu görülüyor.

Başkanlık aynı zamanda bu alanda çalışan kadınlardan “üniversitedeki genç kızlara bu mesleği anlatmalarını” isteyerek istihdam görevini yalnızca kadınlara yüklüyor. Bu şekilde gerçekleşen istihdam kampanyaları etkisiz kalırken, kadının işyerinde yetersiz temsili önyargılara yol açıyor. Oysa farklı ülkelerin orduları ile yaptıkları araştırmalar gösteriyor ki, kadınların ve erkeklerin bulundukları çalışma ortamlarında verimlilik artıyor, duygusal, fiziksel ve cinsel istismar oranı düşüyor.

Günümüz kadınının savunma sanayisindeki yerini incelemek iki farklı bakış açısı gerektiriyor: fizyolojik ve psikolojik. Konu kadınların savunma sanayisine entegrasyonuna geldiğinde bazı basmakalıp argümanları duymak kaçınılmaz oluyor. Neyse ki, son araştırmalar ve gelişmeler bu mitlerden bazılarını çürütmeye yardımcı oluyor.

Konu kadınların savunma sanayiye entegrasyonu olduğunda en sık kullanılan olumsuz ifadelerden biri kadın ve erkek anatomisinin farklı olduğu. Yüksek düzeyde disiplin ve dayanıklılık gerektiren savunma sanayi, kadınlar için fazla sert ve güç gerektiren bir alan
olarak görülüyor. Ancak son dönemlerde gerçekleştirilen araştırmalar gösteriyor ki kadınların kaslarının erkeklere kıyasla yorgunluğa daha dirençli olduğunu, sonuç olarak kadınların aynı göreceli yoğunlukta erkeklerden daha uzun süre performans gösterebileceğini kanıtlıyor. Bu tip araştırmalara bakınca, erkekler ve kadınlar arasındaki fiziksel farklılıkların çoğunun pratikte önemsiz hale geldiğini söyleyebiliriz.

En çok kullanılan ikinci ifade ise zayıf ve duygusal olarak görülen kadının psikolojik gücü hakkında. Kadın ya da erkek, genç ya da yaşlı; toplumdaki herhangi iki bireyin aynı psikolojik gereksinimlere sahip olması beklenemez. Dolayısıyla bir bireyin askeri çevreye uygunluğunun cinsiyetinden bağımsız olarak incelenmesi gerekiyor. Zira bu incelemeye geçmiş travmalar, sosyal baskılar ve kültürel engeller gibi sayısız değişkenin dahil edilmesi gerekiyor. Kadınların toplumsal cinsiyet rollerinde daha duygusal taraf olarak tanımlanmalarına rağmen araştırmalar gösteriyor ki kadınlar standart duygu tanıma, sosyal duyarlılık ve empati testlerinde erkeklerden daha yüksek puan alıyorlar. Buna ek olarak kadınların erkeklere kıyasla stresli olaylar sonrasında daha hızlı iyileşme gösterdikleri de
son gelişmeler tarafından kanıtlanıyor. Savunma sanayisinin en belirleyici unsurlarından biri olan taktiksel hareketler karşı tarafın politik ya da fiziksel hamlelerine yansıyabilecek sonuçlar doğurabiliyor. Bu noktada kadınların empati ve duygu tanımlama yeteneği devreye girdiğinde, alınan kararları daha kalıcı ve makul hale geliyor.

Kadının askeriyeye uyum sağlayamayacağı argümanı bir mitten öteye geçemiyorken özellikle savunma sanayi gibi çeşitliliğin çok değerli olduğu bir alanda kadınların varlığı göz ardı ediliyor. Bu alana giriş yapmış kadınları ise başka zorluklar bekliyor: işyerinde uygunsuz davranışlar.

2. Cinsel saldırı ve taciz

Hayatın her alanında, cinsel istismar aşılması en büyük zorluklardan biri olmaya devam ediyor ve bu durum yüksek oranda kadınları etkiliyor. NATO’nun 2016’daki yıllık raporuna göre, cinsel istismara %92 oranında kadınlar, %8 oranında ise erkekler maruz kalıyor. Buna ek olarak, araştırmalar askeri alanda cinsel saldırıların sivil yaşamdakilere göre daha sık olduğunu gösteriyor. Bu sorunun ortadan kalkmamasının birçok nedeni var: hiper-erkeklik, savunma sanayinin cinsiyetlendirilmiş doğası ve cinsel suistimal raporlarına uygunsuz karşılık verilmesi.

Britannica Sözlüğüne göre, şiddeti erkeksi olarak görmek, tehlikeyi heyecan verici ve sansasyonel olarak algılamak, duygusal gösterilere kadınsı olarak bakmak, hiper-erkeklik ile ilişkilendirilebilecek davranışlardan bazıları. Bu alandaki cinsel suistimal, çoğunlukla erkeklik kültürü ile karakterize edilmiş durumda, hatta erkeklik kültürünün aşırı biçimine uzmanlar tarafından “hiper-erkeklik” adı verilmiş. Aynı zamanda savunma sanayisinin erkek odaklı doğası da suistimalle yüksek oranda ilişkili bir risk faktörü olmaya devam ediyor. Kadınların yönetici konumlara erişiminin kısıtlanması ve cinsiyetleri karıştırmak yerine bölmek, daha fazla cinsiyet önyargısına neden oluyor. Sonuç olarak, cinsiyete dayalı ayrımcı dil kullanımının ve zorbalığın yanı sıra, erkekler arasında kadın varlığına ve cinsiyet eşitliğine karşı bir direnç oluştuğu gözleniyor.

Liderlerin cinsel tacize cevap verme şekli, söz konusu eylemlerin önlenmesindeki en büyük etkenlerden biri olarak görülüyor. Eşitlik sempozyumlarının gerekliliği bir yana, cinsel istismara maruz kalanlara ve istismarcılara nasıl muamele edildiği de oldukça önemli. Cinsel suistimal için sıfır tolerans politikalarının cinsel saldırı riskini büyük ölçüde azalttığı araştırmalarla belirlenmiş bir gerçek. Bu nedenle şikâyeti görmezden gelmek, şikâyet sürecini zorlaştırmak ya da cinsel istismara maruz kalan kişiyi suçlamak yerine sorumluların istismarcılara gerek cezayı hafifleştirmeden uygulamaları gerekiyor.

Sonuç olarak savunma sanayi ve buna bağlı endüstriler gün geçtikçe gelişmeye devam ediyor. Kadınların bu sektöre katkısı tartışmasızken, kadınlar bu alandaki askeri ve sivil rollerden direkt veya dolaylı şekilde dışarıda bırakılmakta. İlgili makamların sorumluluğu üzerlerine almaları ve sadece kadınların istihdamını değil, aynı zamanda iş yerineentegrasyonlarını sağlamaları ve hiç bir şart gözetmeden iş ortamındaki güvensiz koşulları ortadan kaldırmaları gerekiyor. Unutmamamız gerekiyor ki savunma sanayide en düzgün ilerleme için gerekli katkının toplumsal cinsiyet rollerinden uzak bir ortamda, kadın ve erkekler tarafından eşit bir şekilde yapılması gerekiyor.

Dünyanın her yerinde hızla gelişen teknoloji, savunma endüstrisinde de etkisini göstererek günümüz koşullarında istisnasız her ülke için vazgeçilmez bir saha olarak kendini var etmektedir. Gelişen ve değişen şartlar, ülkelerin savunma endüstrilerine de hız kazandırmakta ve gereksinimlerin sonucu olarak gelişim göstermektedir. Önemle belirtilmelidir ki, gelişmiş teknolojilerin ve endüstrinin varlığı aktif olarak kullanılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Bu durumu, Norveç gibi ülkelerin barış temelli kampanya ve anlatımlarında gözlemlemek de mümkündür. Endüstrinin gelişiminde öncü fikir, güç kullanımını teşvik eden veya özendiren politikalar değil; mevcut küresel dengeleri koruma, konumlanma ve teknolojik gelişmelere yetişebilme ihtiyacıdır. Bu kapsamda, cinsiyet kimliği fark etmeksizin, sahaya katkı sunmayı amaçlayan herkesin engellere takılmadan birikimlerini paylaşabilmesi gerektiğini savunuyoruz.

 

Yazar: Elçin Ada Sayın